"MAZARİNE’İN PROUST"UNA GÜZELLEME



Kütüphaneci gözünden: “Mazarine’in Proust*”una güzelleme
Helin İlcek - TESAK / Kütüphaneci


Yengeç erkeği ve tipik bir melankolik. Bunları biliyoruz...
Çok nazlı bir çocukluk sonrası hastalıklarla, hijyen takıntılı bir babayla (bir rol-model olarak sanırım daha kötüsü olamaz) ve aristokrasiyle başı fena halde dertteydi, kendisinin de aristokrasiden kopamadığı ironisiyle beraber düşünülürse durum oldukça dramatik... Öyle yazar disiplini** falan da var sanmayın. Kariyer sevdasına düşmemiş, hiçbir işte çalışmamıştır, gönüllü bir kütüphane personeli olarak çalıştığı dönemi saymazsak... Yazarların nedense kütüphanelere/kütüphaneciliğe zaman zaman merak duydukları bilinir. Yalnız Proust’unki biraz farklı... İşte hikâye de tam burada başlıyor aslında. Kısacık dönemde o şahane kütüphane Proust’a neler kattı? (Merak etmeyin öyle aman aman ve şovenist bir anlatım olmayacak, itiraf edeyim ki amacım Bibliothéque Mazarine ve Proust hakkında biraz bilgi vermek.) 

Bu yazı, üç bölümden oluşuyor: 

* Bibliothéque Mazarine nasıl bir kütüphane?
* 1896-1897’de Proust’un edebiyatla ilişkisi nasıldı?
* Ve kütüphane Marcel Proust için ne kadar anlamlıydı?
_____________________________________________________________________ 

Bibliothéque Mazarine nasıl bir kütüphane? 

Bibliothèque Mazarine’le “Dünyanın En Güzel Kütüphaneleri” listelerinin birçoğunda karşılaşmışsınızdır şüphesiz. Köklü bir kütüphane geleneğine sahip olan (kuruluşu: 1643 yılı), Fransa tarihinde tanınmış bir Kardinal olan Jules Mazarine (1602-1661) öncülüğünde bir grup din adamı ve bilim insanının çabasıyla kurulan kütüphanenin Fransa açısından önemi, modern kütüphanecilik yöntemlerinin gelişmesinde kayda değer bir yeri oluşudur. O yıllarda kütüphanecilik kimse için henüz bir çalışma sahası olamamışken, bir süredir modern yöntemler geliştiren Gabriel Naude'a (2 Şubat 1600 - 10 Temmuz 1653) bu yeni kurulmakta olan kütüphane için fırsat verildiğinde sonuç harika olmuştu. Naude kendisine verilen bu fırsatla geliştirdiği yöntemleri 1627 yılında yayımlayabildiği “Advis pour dresser une bibliothèque” eserinde bilimselleştirecekti.

1668 yılına kadar çeşitli çalkalanmalar yaşayan ve sorunlarla boğuşan kütüphane yönetimi, koruyucu bir yöntem olarak “Kraliyet Kütüphanesi” sıfatıyla, birçok önemli el yazmasıyla beraber Fransa’nın en önemli koleksiyonlarını bünyesinde bulunduran, Louis Le Vau tarafından tasarlanan Collège des Quatre-Nations’e, o görkemli binaya nakledildi.

Mazarine, hâlen Collège des Quatre-Nations binasında bulunmaktadır. Hem bir araştırma kütüphanesi olan hem de koleksiyonları bakımından müze değeri taşıyan*** Mazarine, 370 yıldan uzun bir süredir varlığını sürdüren bir şaheserdir.

1896-1897’de Proust’un edebiyatla ilişkisi nasıldı?

Bir detayla başlamak gerekirse, bilenler hatırlar, Proust’un mantar kaplı duvar levhalarını... Proust sese oldukça duyarlıydı ve yazılarını duvarlarına mantar levhalar kaplattığı odasında yazmaya alışmıştı. Çok sonradan bu duvarlar ona yazma disiplini kazandıracaktı. 

Astımı yüzünden okul hayatı da hep aksayan Proust, bir şekilde liseye girdi, çok başarılı sayılmasa da... Ama edebiyatla dikkatleri kolayca üzerine çekti. Okul aracılığıyla ve de dönem gereği, yüksek burjuvaziye de adım atmış oldu. 1893’te Siyasal Bilgiler Okulu’ndan mezun olarak önce hukuk, 1895’te de edebiyat diplomasına kavuştu. Felsefe derslerini de yakından takip eden Proust, bu alana da oldukça ilgiliydi. Tam bu sırlarda, daha önce yayımlama imkânı bulduğu “La Banquet” ve “La Revue Blanche” dergilerinde çıkan yazılarını 1896’da “Les plaisirs et les jours (Hazlar ve günler)” adlı kitapta topladı. Çetrefilli geçen bir beş sene (1895-1899) boyunca otobiyografik romanı olan “Jean Santeuil” üzerinde çalıştı, ta ki John Ruskin’in resim eleştirilerini okuyana kadar... “Jean Santeuil” kötü planlanmış ve yarım kalmasına rağmen “A la recherche du temps perdu (Kayıp zamanın izinde)”nin habercisi niteliğindeydi.

“Kayıp zamanın izinde” ise Proust’un yetiştiği, arasına katıldığı ve gözlemleme imkanı bulduğu çevreye ait incelemelerini esas alsa da, Dreyfus Olayı’yla ilgilendiği dönemde soylular hakkında hayal kırıklıklarının güçlenmesinden başka edebî bir sonuç vermedi ona.

Proust neredeyse bilimselliğe yaklaşan edebî eserleri beğenmiyor, bu şekilde kendine bir yol oluşturamayacağını anlıyor gibi, yazdıklarında kişisel izlenimlere ve duygularına olabildiğince yer veriyordu. 20. yüzyıla girerken natüralizmin etkisi azalmakta olduğundan, tüm ülkelerde bu yeni yaklaşımla yazılmış eserler belirgin şekilde arttı.

Proust’un psikolojiye olan ilgisi ve karakterlerinin her birinin derinlemesine analizi, onu kişilik psikolojisi konusunda önemli bir yazar haline getirmişti. Zaten tam da o dönemlerde Nietzsche’nin düşünceleri ahlak değerlerini yıktığından, psikanalize olan saygı ve önem artmıştı.


ve kütüphane Marcel Proust için ne kadar anlamlıydı?


Doğrusunu söylemek gerekirse, Proust’un kütüphanede çalışmayı çok sevdiği söylenemez. Bu yazı tam da bunun için yazıldı. Gereksiz övgülerden uzak, “kitap” ve “kütüphane aşkı”na inceden bir gönderme yapmak gerekirse, babasının “iş” baskısı sebebiyle girdiği kütüphaneden hastalığını “sebep” göstererek bir şekilde kurtulmayı planlıyordu ve öyle de oldu. Astımıyla ilgili çalışamaz raporunu alarak ve sonrasında da babasından kalan servetle ebediyen kendini yazmaya verdi.
Mazarine’in Proust’u kütüphaneyi çok sevmese de Proust’un Mazarine’ini dinlemeyi şahsen çok isterdim. Neler yaptığını, o dönem hangi koleksiyonun kütüphaneye nakledildiğini, Proust’un bu süreçte kütüphanecilik alanına nasıl eleştirileri olduğunu... hepsini dinlemek güzel olabilirdi. 
___________________________________________
* “Proust à la Mazarine” söyleminden alıntıdır.
** Proust,Samuel Beckett, Metis Eleştiri, s.45.
*** http://www.bibliotheque-mazarine.fr/en/about/history